TEKSAS’da, BERBER
Yalıkavak’taki berberim Erdem’in tam Amerika öncesi tatile gitmesi işlerimi bozdu.
Gürlükten fırça geçmeyen o enfes saçlarımı, Erdem adam edebiliyor ancak. Ama yoktu. Gelmeden “izindeyim” diye mesaj atmış bana. Bu arada, son dönemlerde bir hayli fazlalaşan, dükkanını tamamen kapatarak uzak diyarlara tatile çıkan bu müzmin bekar Bodrum’lunun bu kaçamaklarının içinde hangi magazinsel nedenler olduğunu dönüşe bıraktım.
“Ya aslanım Erdem kitabımı bitirdin değil mi?” deyince muhtemelen son iki buçuk ayda ancak beş sayfa okuyabilmiş olduğunu ıkına sıkına bana söyleyecek ve ben de sazı elime alıp, “Hadi anlat şu tatillerinin detaylarını bakalım ancak öyle affederim seni” diyeceğim, planı böyle yaptım vallahi. İsterse anlatmasın.
Neyse, traş olmadan yola çıkmaya biraz sıkıldım ama yapacak da bir şey bulamadım ve yine oğlumun Teksas’taki berberine o siyah iri yarı kadına kendimi teslim ederim dedim. İki kere traş ettiydi beni belki hatırlar diye de düşündüm.
Bugün sabah berberin yolunu tuttum. Çünkü öğleden sonra “Family Photo çekimi” varmış. Şimdi planı yapan bizim Meagan, kırk yerde yayımlayacak o fotoğrafı biliyorum. Bir de buzdolabının üzerine yapıştırmış notu. “Ben Mine ile gidiyorum kuaföre saat 15.00 de hazır ol Murat” deyince, alelacele berbere gitmeye karar verdim.
Aaa bir baktım bizim siyahi kadın berberin yerinde bir tane Meksikalı olduğu belli olan abla eline makası, makinayı almış, avını bekleyen aç bir tilki gibi ayakta 09.30 randevusunu, yani bendenizi, bekliyordu. Eskiden bizim memlekette berberler ellerinde ustura, kayışlarında onları bir güzel bileylerken müşterilerini beklerlerdi ya, işte o çağrıştı birden zihnimde.
Niyeyse biraz ürktüm.
Ablamız da bir hayli kiloluydu hani. “Ulan” dedim içimden “Bir fotoğraf uğruna bu Meksikalı’nın önüne oturacağız zaten bunalmıştır şimdi bu Trump’tan, inşaallah hıncını benden almaz” dedim. Muzip bir gülüşü vardı sol yan çenesiyle bir de. “Gel bakalım gel keltoş” der gibiydi. Ancak, oturunca bir nezaket bir hal hatır sormayla başlayan traşım, neredeyse ahbaplık seviyesine gelen sohbetle bitti. Bir de kıyak yaptı bana çıkarken. Bir “TAKO” restoranı tarif etti. “Burada Dallas’da yiyeceğin en lezzetli tako’yu yersin” diye de ekledi. Bir de fotoğraf çektirdim Erdem’e yüklenecek elimde bir belge olsun diye.
“Bak oğlum gör işte berber dediğin böyle olur” diye çakacağım dönünce..
Ne olur, dua edin de fotoğraf iyi çıksın ve hızlıca bitsin..
Hepinize iyi pazarlar, çok sevgiler.