INCENDIES (İçimdeki Yangın)

 

“Hamilelik kolay geçmedi tatlım, ama sona geldin. Annelik sana çok yakışacak. Doktorun dediğine göre gelecek ayın son haftası hayırlısıyla oğlumuza kavuşuyoruz. Hiç konuşmadığımız bir şey var farkında mısın?”

“Biliyorum. Haklısın, açamıyorum sana, biricik Kocama”

“Çok ilginç, ben de fark ediyorum üstüne gelmek istemiyorum. Çoğu şeyi, doğum sonrasını,  ihtiyaçlarını, bakımını falan detaylıca planladık ama en önemli olanı konuşmadık. Ürkütüyorsun beni. Ne zaman konuyu açmaya yeltensem kapatıyorsun. Merak ediyorum. Hadi anlat, güzelim”

“Ben bir isim düşündüm aslında ama paylaşmaya çekiniyorum”

“Olur mu hiç ben kimim ki çekiniyorsun?”

“Peki sana ben oğlumun ismini -Hırsız- koymak istiyorum desem bu çekinilecek bir şey değil mi?”

“Gayet tabii de, böyle bir isteği olan müstakbel Anne’nin ruhsal olarak çok sağlıklı olmadığını düşünürüm. Nasıl kendine böyle bir şey kondurursun, benimle açık olmaya davet ediyorum seni”

“Bak, ben çocukken Babam bana sana ne derlerse desinler sen yanıt vermeyeceksin. Hatta mahallenin kızları saçlarından çekseler bile dönüp eve geleceksin derdi. Bu söylemler benim kişiliğimde etkili oldu. Seninle evleneli henüz iki yıl oldu, hala aşığız birbirimize. Daha iyi tanıyacağız önümüzdeki yıllarda birbirimizi. Ben oğlumun benim gibi yetişmesini istemiyorum, hakkını hukukunu arasın. Ezik olmasın, güçlü olsun arzusundayım”

“Güzel işte. Ben de öyle düşünüyorum, birlikte büyütüp eğiteceğiz evladımızı. Ne gerekiyorsa yaparız”

“Ama ben ilk adım olarak ismiyle başlamak istiyorum buna. Ne kadar kötü bir kelime, ne kadar zalim  bir duygunun yansıması olsa da oğlumun ismi -SAVAŞ-olsun istiyorum”

Dün yaşananlardan sonra halen etkisinde olduğum filmi ve savaşmanın insan içindeki olası tetiklerini  tekrar düşündüm.  

Barış dolu günler. Diliyorum.