Mangal yakılır, özenle seçilen odun kömürü etlere lezzet katar. Iğıl ığıl yanar. Hem yanışı keyif verir, hem verdiği lezzet. Arada “bakın çalışıyorum sizin için ben kahramanım” der gibi parlar, kendini gösterir. Görevini yapar, yemek sonrası çöpe atılır.

Artık o, işe yaramaz sadece bir küldür.

Orman evi yangına teslim olur, kurtulamaz o har ateşin gazabından. Ev sahipleri bir iki ah vah eder, ama sonra bir yeni ev bulur hayata devam ederler. Orman evinden geriye kalanları iş makinaları toparlar depolara atar.

Artık o, işe yaramaz sadece bir küldür.

Buğday sapları çiftçisine ürününü vermiştir. Mutlu etmiştir tarla sahibini, ya da verimsiz bir sezon sonrasında acı çektirmiştir ona. Eh artık veda zamanıdır. "Anız"dır adı artık. Yakarlar, işi bitmiştir.

Artık o, işe yaramaz sadece bir küldür.

Peki ya yaşadıklarımız, geçmişimiz. 
Acı veren, keyif veren dönemler, aşklar, ıstıraplar. Geçip giden koskoca yıllar. Olaylar, sevgililer, eşler, işler, ev sahipleri, akrabalar.....
Onlar da zihnimizde yansa, yok olup gitseler, çıkan kül diğer küllere nazire yaparcasına, bir işe yarayıp, yaşayanı mutlu etse...
İyi  olmaz mı?