Dostlar...
Yıllar önce, henüz dijital ortam bu kadar hayatımızda yokken, gazetelerin insan kaynakları ilanlarını takip ederdik.
Bir gün bir ilan dikkatimi çekti.
Antalya'da çok önemli, beş yıldızlı ve oldukça popüler bir turistik tesise Genel Müdür aranıyordu.
Buraya kadar normal...
Ama aranan şartlar ilginçti.
Adayın İnşaat Mühendisi olması, en az 10 yıllık şantiye tecrübesinin bulunması, yabancı dil bilmesi ve Antalya'da ikamet etmesi isteniyordu.
Ben de merak ettim.
Çünkü ilanı veren şirket, bizim sektörde çok iyi tanınan, önemli bir geçmişi olan ve patronu da İnşaat Mühendisi olan bir firmalar grubuydu.
Bir süre sonra, üst düzey yöneticilerinden biriyle bir yemekte karşılaştım.
Sohbet döndü dolaştı, bu ilana geldi.
“Sizin patron yine yapmış yapacağını!” dedim.
Muhatabım güldü.
“Öyle deme Murat,” dedi.
“Bilerek ve inanarak veriyor bu ilanları.”
“Nasıl yani? Bir turizm tesisinin başına, otelcilik bilen, turizm sektöründe yıllarca çalışmış birini getirmek daha doğru değil mi?”
“Ben de senin gibi düşünüyorum. Ama patronumun bir fikri var.”
“Ne diyor?”
“Diyor ki... En önemli okul, en önemli deneyim şantiyelerdir.”
Çünkü orada çok farklı kültürlerden insanları yönetiyorsunuz.
Düz işçiyi de...
Muhasebeciyi de...
Operatörü de...
Ambarcıyı da...
Mühendisi de...
Taşeronu da...
Hepsini aynı hedef doğrultusunda çalıştırmak ve motive etmek zorundasınız.
Bir de şöyle diyormuş:
“Şantiyede karşılaştığınız birbirinden tamamen farklı sorunları hiçbir eğitim size gerçek hayatta olduğu gibi yaşatmaz. O tel örgünün içi, aynı zamanda bir eğitim ve gelişim yuvasıdır.”
Doğrusu, o gün bunu dikkatle dinledim.
Bir süre sonra, ne demek istediğini çok daha iyi anladım.
Ama bununla da bitmedi.
Benzerini bizzat ben yaşadım.
Çalıştığım firmada bir tekstil fabrikasını baştan sona inşa ettim.
Fabrika tamamlandı.
Artık işletme aşamasına geçilecekti.
Patron bana:
“Murat, geç fabrikanın başına. İşletme Genel Müdürü ol,” dedi.
Şaşırdım.
“Ben kumaştan, baskıdan ne anlarım?” dedim.
Bana verdiği cevap bugün bile aklımda:
“Bu işlerin mantığı aynı be Murat. Sen mega projeler yönettin. İnsan yönettin. Sorun çözdün. Sakın kendine haksızlık etme.”
Teklifi kabul etmedim.
Ama sonradan onu da anladım.
Çünkü yöneticilikte asıl mesele;
Hangi sektörde olursan ol, ister fabrikada ister bir otelde, farklı insanları bir araya getirerek sorunları çözebilmek,
belirsizlik karşısında karar verebilmek ve insanları bir hedefe doğru birlikte yürütebilmek.
Genç meslektaşlarıma, özellikle genç İnşaat Mühendislerine bir şey söylemek istiyorum.
Kariyerinizin ilk yıllarında sadece rahat bir ofis işi, iyi bir maaş, büyük şehir ya da güzel bir unvan aramayın.
Şantiyeye gidin. Hiç olmazsa birkaç yıllığına.
Zorlanın.
Tozunu toprağını görün.
İnsanlarla uğraşın.
Sorun çözün.
Gece az uyuyun, eğlenmeyi bir süreliğine askıya alın.
Çünkü bunların size kazandıracağı şey sadece mesleki tecrübe değildir.
Yöneticilik sermayesidir.
Ve belki de yıllar sonra, bugün size zor gelen o deneyimlerin kariyerinizdeki en büyük kazanımlardan biri olduğunu anlayacaksınız.
Ben o ilanı yıllar önce gördüm.
O gün sadece şaşırmıştım.
Bugün ise o iş insanının neden öyle bir ilan verdiğini çok daha iyi anlıyorum.