TEKSAS OFİSİM
TEKSAS OFİSİM
AMERİKA, 22 OCAK 2025,
Bu fotoğraf, benim Amerika’da bir kaç yıldır kullandığım ofise ait.
Oğlum on beş yıldır Amerika’da yaşıyor. Eğitimini tamamladığı, daha sonra da iş hayatına atıldığı Amerika’ya her yıl bir kere gelirim. İş hayatımın yoğunluğu nedeniyle oğlumun bekar evinde eşimle ancak on gün kadar kalabilirdik. Bu süreç, on iki yıl kadar böyle sürdü.
Oğlum’un Amerika’lı bir kız arkadaşıyla üç yıl önce evlenmesi sonrasında, aldığı yeni eve, eşim Mine ile ilk kez iki yıl önce gelecektik. Beş hafta kalacaktım Amerika’da. İlk kez bu kadar uzun bir seyahat süresi planlamıştık.
O arada ben, kırk yıl süren mesleğimi bırakmış, aktif olarak çalışmıyordum. Yazmaya başlamış, hayatımı anlattığım ilk kitabım, yayımlanma safhasına gelmişti. Yazma teknikleri, ve diğer pek çok konuda bana çok özel katkısı olan Sanal Yazıevi’nin de üyesi olmuştum. Yeni başladığım faaliyetlerim de uzun seyahat süresinde aksamasın istiyordum. Yazarak, okuyarak, on line toplantılara katılarak ve üretmeye devam ederek beş haftayı geçirmeliydim. Bu beklentimi, oğlum çok iyi biliyordu.
Henüz Bodrum’da iken, “Baba, sana sakin bir çalışma ortamı yaratacağız hiç merak etme” demişti. Ben de, “Oğlum, bana bir ufak oda yeter” demiştim. Bu konuda eşiyle birlikte daha farklı bir düşüncelerinin olduğunu ise bilmiyordum. Evlerinin arka bahçesinin köşesindeki kapalı garajın bir parçası olan müştemilatı, bana ofis olarak hazırlamışlardı. Tefrişi ile gerçekten harika olmuştu, çok mutluydum. Banyosu, tuvaleti ile özgür olabileceğim, tam istediğim gibi bir ortam olsun diye, duvarlara tablo, koltuk vs. gibi bazı özel ilaveleri de titizlikle koymuşlardı. Bu arada, zihinlerinde ufak bir endişeleri olduğunu hiddesiyordum. Bu, “Acaba, evin dışında tasarlanmış ofis ortamını, izole edilmiş olarak algılar mıydım?” idi.
Oğlum, ofisime yerleştikten sonra ilk birkaç gün, belirli belirsiz zamanlarda, beni ziyaret edip, adeta bir “memnuniyet testi” yapıyordu. Kendimi gayet iyi ve huzurlu hissettiğimi, rahatımın da çok yerinde olduğunu anlatıyordum. Evden sadece altı yedi adımla ulaşabileceğim, bana ait bir ofiste, kendimle baş başa kalarak özgür olma duygusunun, iyi geldiğini belirtiyordum. Çalıştığım iş yerleri dışında, gerçekten de, bana ait, yedi sekiz metrekare de olsa, benzer bir ortamımım hiç olmamıştı.
Türkiye’den getirdiğim kitaplarımı, bilgisayarımı, Ipad’imi, not defterimi, kalem kutumu özenle masama yerleştirdim. Oğlum, benim bilgisayar ekranımı büyütmek için ek bir monitör bağlayarak kullandığımı bildiği için, onu da temin etmişti. Ancak, Amerika’da Türkçe klavye bulmak oldukça zordu. Bu nedenle, evde var olan bir orijinal klavye ile bağlantıyı sağlayabilmiştim. Uzun müddet onu kullansam da, özellikle yazı saatlerinde hızlı Türkçe yazmakta zorlandığımı fark ettim ve bir süre sonra yine bilgisayarımı orijinal haliyle kullanmaya başladım.
Teksas ofisimde bu düzenim ikinci seyahatimde de aynen devam etti. İlk programımdan altı ay sonra 2023 yılının sonuna doğru, torunum Myra’nın doğumu için buraya geldiğimizde tam üç ay kalmıştım. Bu benim için bir rekordu. Her iki seyahatim de çalışmalarım açısından çok faydalı geçti. Günlük yazılar yazdım. Her sabah aktif spor sonrasında dışarıda yaptığım gözlemlerimi, yolda ya da bir molada tanıştığım semtin insanlarını anlattım. Onları, sitemizdeki kahve molasına ekledim. Yeşim Hocamız, diğer değerli eğitmenler ve sevgili yazı arkadaşlarımdan geri dönüşler aldım. Onların yorumlarından çok yararlandım. Bol bol kitap okudum. Bir roman yazma girişimimi, sakin kafayla masaya yatırdım. Ayrıca günlük yazılarımdan, yeni öyküler üretmeye başladım. Saat farkının müsade ettiği ölçüde, Yazı Evi’nin yazı saatlerine katıldım, Türkiye’de akşam saatleri yaşanırken, sabah sporum sonrasında toplantılara dahil olmaya çalıştım. Bir süre sonra saat farkına alıştım. Mesleğim olmadan sürdüreceğim yeni hayatımda, daha farklı neler yapabileceğimi planlamaya başladım. Herşeyden öte, uzun çalışma hayatımda fırsat yaratıp sıkça yapamadığım çok önemli bir değerlendirme olan “Kendimle baş başa olmanın yarattığı özgür ortamda, yaşadığım hayatı, deneyimlerimi ve geldiğim noktayı düşünüp, önemli analizler yaptım”
Bu yıl üçüncü kez ofisimdeyim.
Yılbaşı öncesinde Aralık ayı ortasında geldim. Artık altı haftalık seyahat sürecinin son haftasına giriyorum. Bu seyahatimde dışarıdan bir destek olmadan tripod kullanarak video kaydetme ve Youtube kanalımda, ınstagramda yayımlama pratikleri yapıyorum. Yazmaya ve okumaya devam ediyorum. Eşim Mine, bu kez daha rahat. Beni ofisimde sık sık ziyarete geliyor. Kahve içip sohbet ediyoruz. Bazen iki köpekle baskın yapıyor. On beş aylık olan torunumuz Myra’yı getiriyor, onunla oynuyoruz.
Oğlum ve eşi hemen komşum olan garaj girişini, iş dönüşlerinde otomatik kumandalarıyla açtıklarında, geldiklerini anlıyorum. Arka bahçeye ve oradan da eve geçecekleri yollardan birisi benim ofisin içinden geçtiği ve daha kestirme bir yol olduğu halde, çok gerekli olmadıkça beni rahatsız etmemeye özen gösteriyorlar. Hassasiyetlerini çok takdirle karşılıyorum. Özellikle yağmura yakalandıklarında, kapıyı nazikçe tıklatıp içeriye girerek hızlıca eve geçmek isteyebiliyorlar. Oğlumun eşi Meagan, elinde paketlerle geldiğinde olabildiğince kendisine destek olmaya çalışıyor paketlerini eve taşıyorum. Hele, torunumla birlikte okuldan döndüklerinde, eve kadar onlara eşlik etmek, bana çok keyifli geliyor.
Meagan, arada akşam üstü saatlerinde, o gün ofiste biraz fazla zaman harcadığımı hissederse, bir farklılık yaratıyor. Elinde bir kadeh şarap ve atıştırmalık tabağı ile geliyor ya da mesaj atıp “snack time” zilini çalıp beni eve davet ediyor. Çekirdek ailemi çok seviyor, ve sahip olduklarımdan dolayı minnet duyuyorum.
Haftaya artık dönüşüm var Türkiye’ye, Bodrum’a. Burada ne kadar mutlu olsam da, çok özledim evimi, denizimi.
İlaveten, bu yıl bir başka bir heyecanım daha olacak. Bodrum’da Mine ile açacağımız yeni ofis-kuyum atölyemiz de tamamlanmak üzere. O da bizi bekliyor. Ufak tefek eksikliklerini gidereceğim ve asıl çalışma ofisim artık Bodrum Konacık’ta olacak.