TATSIZ MENEMEN

22 Şubat 2024, Geç bir kahvaltı sofrası

Öğlene yakın bir saat. Çok açım. Bol domatesli, acı biber salçalı, taze köy yumurtasının tereyağı ile birleşiminin sahandan etrafa yaydığı o enfes koku, iyice iştahımı körüklüyor. Sahanın tam göbeğine hafif kızarmış köy ekmeklerini bodoslama banacakken, Mine’nin telefonu çalıyor.

Arayan komşularımızdan Ruhiye Abla.

“Hayatım soğutmasak mı?”

“Açacağım Murat, kadıncağız yaşlı, olmaz şimdi”

“O zaman ben de dinlerim”

Eşi, meslekdaşım Fikret Abi ve dünya tatlısı Ruhiye ablayı ben de çok sever ve sayarım. Adana’nın çok köklü birkaç ailesinden biri olurlar. Birlikte olduğumda, birşeyler öğrendiğim nadir insanlar arasındadırlar. Mükemmel yetişmiş, entellektüel, her yanlarından asillik akan ileri yaşlı büyüklerimizin birikimlerine hayranlık duymamak mümkün değildir.

“Alo Ruhiye Abla ne güzel sesinizi duymak, nasılsınız?”

“İyiyiz güzel kızım işte malum grip salgınına bizde yakalandık. Fikret Abin çok ağır geçirdi”

“Ay, çok geçmiş olsun, şimdi iyi misiniz?”

“Olabildiğince iyiyiz yavrum. Adana sallanıp duruyor işte arada. Nasıl olalım. Tedirginiz. İstanbul’a gidelim desek orası da topun ağzında diyorlar. Her gün bir Profesör çıkıp anlatıyor malum. Fikret’e ‘seksen yaşlarımızı geçtik ne yapıyoruz burada, hadi gidelim Bodrum’a yerleşelim’ diyorum. O da tutturdu yerden ısıtmayla beraber, bir iki tadilat yapalım diye. İyi ama fazla birşey yaptırma daha ne kadar yaşayacağız ki dedim. Bizim yeğenimiz Mimar. Onu gönderdik görmüşsünüzdür, başladılar kırmaya dökmeye.”

“İyi olmuş Ruhiye Abla. Rahat edersiniz, sizin ev dubleks. Bizimki gibi küçük değil. Bence Fikret Abi iyi düşünmüş”

“Ne bileyim, işte gözümde büyüyor bazı şeyler. Hayırlısı, sizi çok özledim. Hadi güzel kızım kendinize iyi bakın, Murat’a da çok selam söyle”

“Sağol Ablacığım çok selam ve saygılar”

Hafif soğuyan menemene biraz burkulmuş iç halimle bakıyorum. İştahım kaçıp gidiyor. Biraz atıştırıp bırakıyorum.

“Ben bu insanların kibarlığına bayılıyorum Mine. Ben de gider arada evleriyle ilgilenirim gerekirse. Gerçi pek gerek de yok, kuzenleri gelmiş. Biraz karamsarlık, yılgınlık hissettim konuşmasında, üzüldüm. Daha ne kadar yaşayacağız ki demezdi hiç. Cüneyt Arkın’ın son mülakatı çağrışım yaptı. ‘Yaşayacağımız kadar yaşadık işte demişti. Ondan da etkilenmiştim”

“Ağır grip salgını vurmuş ikisini de maalesef, haklısın. Gelsinler buraya ya. Yardımcıları var, buralı şoförleri var. Ben de arada gider ilgilenirim, hallerini hatırlarını sorarım”

“Umarım, bir iki ay içinde gelirler, hadi afiyet olsun sana”

02 Mart 2024, Kahvaltı hazırlığı

“Neredeyse on gün geçti Mine. Ruhiye Abla aradığında soğumuştu Menemenimiz. Hadi bugün yapıp sıcak sıcak şöyle afiyetle yiyelim. Ne dersin?

“Site Yönetiminden bir whatsapp mesajı gelmiş ona bir bakayım hemen kolları sıvıyorum”

Mine mesajı okuduğunda başını iki elinin arasına alıyor.

“Olamaz bu, inanamıyorum ya Ruhiye Abla’yı ani kalp krizinden kaybetmişiz”

Şöyle durduğum yerde bir sallanıyorum..

Ne bu ya!”

Buzdolabından çıkardığım yumurtaları adanın üzerine sertçe bırakıyorum. Çatlayan yumurtaların mermer üzerine sızan beyazları, aniden akan isyankar gözyaşlarımız gibi, adanın üzerinden yere doğru akıp gidiyor.