BİR ÖZEL ADAM
Buraları serinledi.
Sabahları benim spora çıktığım 07.30-8.00 civarı saatlerde hava, on- on iki derece arası oluyor. Gündüz saatlerindeyse on dokuz yirmilere yükseliyor. Çıkarken bir mont veya bir yağmurluk giyiyorum. Bana iyi geliyor. Teksas, çok çok sıcak yaz dönemleri geçirdiği için insanların önemli bir bölümü bu havalarda bayram ediyorlar. Şort ve üzerine bir tişört giyerek bunaldıkları günlere meydan okur gibiler.
Oğlum, “Aşırı sıcaktan bu yaz klimaları arıza yapan bazı yalnız yaşayan yaşlılardan evlerinde ölü bulunanlar oldu” diyordu birkaç gün önce. O nedenle şortlarla, incecik kıyafetlerle spora çıkanları çok iyi anlayabiliyorum. Ancak, bir emsalsiz örnekle sizi tanıştırmak istiyorum bugün.
Toplamda dokuz kilometre olan güzergahımda, istisnasız her gün hem giderken hem de dönerken karşılaştığım o genç adamdan ve spor için kurduğu ilginç aile düzeninden bahsedeceğim.
Adam otuz-otuz beş yaşlarında. Saçı yok, traşlı. Sadece bir şort var üzerinde. Üstü çıplak. Vücudu kaslı, pazulu ve genel olarak çok fit bir vücuda sahip.
Durmadan hızlı denebilecek bir tempoda koşuyor, hiç yürüdüğünü görmüyorum. Sağ eliyle bir bebek arabasını dikkatle sürüyor. Onu, yürüme yolunun beton zemini üzerinde mükemmel yönetiyor. O kadar ki hızı neyse bebek arabası da aynı hızla sağ elinin maharetiyle ilerliyor. İçinde henüz çok küçük bir çocuk var. Bir battaniyenin altında. Çocuk niyeyse hiç ağlamıyor, şimdiye kadar yanımdan geçerken hiç duymadım. Ya da bebek arabasının alt tarafındaki göze monte edilmiş, bir bez muhafazası olan müzik çaların hiç eksik olmayan gürültülü müziği bebeğin ağlamasını bastırıyor. Adam, bebek arabasının kulpunu arabanın sol köşesinden sağ eliyle kavrıyor. Arabanın sağ tekerleğinin hemen üzerindeki bir enlemesine demir çubuğa ise bir iple küçük boy bir köpek bağlı. O da sahibi gibi hep aynı ritmle koşuyor.
İp, bebek arabası, adam ve birbirlerine uyum içindeki hızları, müthiş bir senkronizasyon içinde. Hiçbir aksama olmuyor. O kadar ki adam, her yanından geçişte bana el kaldırarak selamını bile aksatmadan verebiliyor. Pek gülümsemese de ciddiyetle elini doksan derece haline getirip nezaketini kesinlikle ihmal etmiyor. Bu tempo ile bir saatten fazla spor yaptıklarına şahit oluyorum.
Ne adam aksıyor, ne bebek su koyuveriyor, ne köpek durup bir çiş molası vereyim diyor, ne ip kopuyor ve herşeyden önemlisi bebek arabası güzergahta yağ gibi kaymamazlık ediyor. Aileyi büyük bir hayranlıkla izliyor ve adamla ilgili senaryo alternatiflerini zihnimde sıralamadan da edemiyorum. Alışmışız ya
Bu adam muhtemelen yalnız yaşıyor olmalı ki, evde bebeğini bırakamıyor. Bebeğin annesinden ya ayrı yaşıyor, ya da anne vefat etti.
Adam ya evden çalışıyor, ya işsiz.
Çırıl çıplak koşmak istemesi içsel bir dürtüsüne kulak vermesinden, ya da kendine özgü bir rahatlama yöntemi olarak soğuğa aldırmadan çıplaklığı seçmiş olmasından kaynaklanabilir.
Çok planlı olduğu belli. O kadar erken yaptığı sporu öncesi bebeğini, köpeğini zamanında eksiksiz hazırlamasından ve herşeyi hep aynı saate yetiştirebilmesinden anlıyorum.
Sonuç olarak;
Her ne olursa olsun, bu adamın özel bir adam olduğunu düşünüyorum. Kafaya koyduğunu istikrarlı bir şekilde her gün yapmak için hiç bir engel tanımayan bir karakter. Mazeret üretmeyen bir tip.
“Ya ben aslında spor yapmak istiyorum ama işte bebeğe ve köpeğe bakacak kimse bulamıyorum bu nedenle yapamıyorum maalesef” demeyecek kadar hedefe odaklı, tuttuğunu kopartan bir adam gibi geliyor bana. Buradan ayrılana kadar bir denk getirebilsem belki tanışırım bu adamla kim bilir. O hıza, o plana benim uymam pek mümkün olamasa bile.
Gün doğmadan neler doğar belli mi olur.