RAHAT MI ?
RAHAT MI?
Migros’ta ödeme için kasa kuyruğuna giriyorum. Önümde bir, arkamda bir kişi var.
Sıra bana gelince aldıklarımı kayar bandın üzerine koyup istenmeden “money card” ı işlensin diye uzatıyorum. Sonra, alışveriş arabamdan boşalttığım ürünlerimin barkodları tek tek okunmaya başlıyor.
Kasiyer kız, benim aldıklarıma dair işlemleri yaparken arkamda duran genç delikanlıyla muhabbete başlıyor. Önceden tanıştıkları belli. İlk soru geliyor delikanlıya.
“Ne haber Özgür iş buldun mu?”
Merak edip dönüyorum yeşil gözlü yakışıklı delikanlıya.
“Evet” deyip elini göğsüne götürüp yeni iş yerine ait olduğu belli olan tişörtünü gösteriyor. Adeta onu amblemi okşarcasına işaret ediyor ve çalışmaya başlamış olduğunun sevincini belli ediyor, gözleri ışıldıyor.
Belli ki gergin bir işsizlik dönemi geçirmiş ve devam ediyor.
“Çok uğraştım aylardır boştaydım biliyorsun. Araya hatırlı birileri girdi de sonunda çözebildik Songül. Baba desteği ile bir yere kadar oluyor. Dirmil’deki bahçenin mandalinleri ve limonları da bitince gelir kesilmişti. Birkaç haftadır çalışıyorum burada. Malum bir de yeni evlilik var.”
Kasiyer kız sadece dinliyor. Benim son ürünümü de okutup yandaki tezgaha tümünü transfer ettiğinde sessizliğini bozuyor.
“Rahat mı bari?”
“Rahat görünüyor çok şükür”
Poşetlere ürünlerimi koyarken ödemem gereken rakamı pos cihazına okutup hareketleniyorum. Bu arada, arkama şöyle dönüp her ikisini de süzüyorum.
Bu ülkenin gençleri sayılabilecek iki tertemiz insana bakarken üzülüyorum. Her ikisi için de “nihayet bulunan İş’in” basite indirilen değerlendirilmesinin özüne isyan ediyorum.
“Rahatlık”… vay be. Ne önemli soru ama, ne hayati soru! Aylar sonra yeni evli bir gencin bulduğu işle ilgili sorulan ilk soru bu. Hadi kasiyer sordu ya yanıt?
Evlere şenlik.
Ardından ben kasiyerin yerinde olsam ilk sorumun, “Nasıl kalıcı ve mutlu olabileceğin bir iş gibi geliyor mu sana Özgür?” olacağından emin bir şekilde arabama ürünleri yerleştirmeye başlıyorum.
Bu pırıl pırıl çocukların bu kadar sığ durumda olmalarının asıl nedenini her gün, her dakika yaşadığımızı biliyorum.
Ne yazık ki “umut” olabilecek bir çözümü henüz bulamadığımızı da içim tekrar burkularak kabul ediyorum.