Sevgili dostlarım…

08 Mart geçti ama biliyorsunuz ben sevginin bir gün değil,

Hep var olması gerektiğini savunanlardanım.

Özellikle kadınların son dönemlerde önemli mağduriyetleri söz konusu olduğu için, bugünkü videomu yine kadınlara ayırmak istedim.

İnsanlık tarihi
binlerce yıl…

Peki sizce dünya
kadını gerçekten ne zaman fark etti?

Lütfen Bir düşünün…

İmparatorluklar kuruldu.
Savaşlar yapıldı.
Kıtalar keşfedildi.

Ama bütün bu büyük hikâyenin içinde
kadınların yeri
çoğu zaman
ya görünmezdi…

ya da ikinci plandaydı.

1949 yılında
Fransız düşünür
Simone de Beauvoir
çok önemli bir kitap yazdı.

Kitabın adı
The Second Sex.

Türkçesiyle:
İkinci Cinsiyet.

Bu kitapta çok çarpıcı bir cümle vardı:

“Kadın doğulmaz… kadın olunur.”

Yani toplum,
kadın ve erkek rollerini
zaman içinde şekillendirir.

Bu fikir o dönemde
büyük bir tartışma başlattı.

Çünkü erkek egemen dünyada
kadın çoğu zaman
toplumun merkezinde değil
kenarında duruyordu.

Sonra 1970’lerde
özellikle Amerika’da
binlerce kadın sokaklara çıktı.

Eşit haklar için…

Eşit ücret için…

Eşit saygı için…

Bugün bize çok doğal gelen
birçok hak
aslında o yürüyüşlerin sonucudur.

Ama burada ilginç bir gerçek var.

İnsanlık tarihi
binlerce yıl…

Ama kadının eşitliği üzerine
bu büyük tartışmalar
sadece birkaç kuşak önce başladı.

Yani aslında
çok yeni bir farkındalıktan söz ediyoruz.

Ben yıllarca profesyonel hayatın içinde çalıştım.

Şunu çok net gördüm:

Gerçek liderlik
insanları sınıflandırmakla değil…

insanın değerini
görebilmekle başlıyor.

Kadın ya da erkek…

İnsanı
“ikinci” yapan şey
cinsiyeti değildir.

Ona verilen değerdir.

Ve unutmayalım…

Bir toplumun medeniyet seviyesi
kadına verdiği değerle ölçülür.