Dallas uçuşu için Ankara’dan kalkan uçağımız İstanbul’a zamanında iniyor ve kontuara gidiyoruz. Yapacak bir işimiz var. THY üyelik koşullarından hakkımız olan bir avantajı bu uzun uçuşta kullanmak istiyoruz.

Biletlerimizi bir üst sınıfa yükseltmek için görevliyle konuşmaya başlıyorum. Bu uygulamada deneyimliyim. Görevli dakikalarca çalışıyor. Kalkıyor, yandaki amirine danışıyor. Tekrar oturuyor, bir bana bakıyor bir ekrana. Yüz mimikleri değişiyor. Bu işte birşey var diyorum ama sadece izliyorum.

Sonunda olan oluyor,

“Beyefendi sizi business a aldık ama eşiniz ekonomi uçacak” deyiveriyor.

Kibarca bir tepki gösteriyorum doğal olarak.

“Lütfen beni de eski sınıfıma iade eder misiniz ben vaz geçtim hanımefendi”

“Yapamayız, sistem buna izin vermez”

“Ya değerli hanımefendi siz hem bana sormadan bizi ayrı uçurmayı göze alıyorsunuz, sonra da “sistem” diyorsunuz. Anladığım kadarıyla siz on iki saatlik uçuşu ayrı ayrı yapın diyorsunuz yani?”

“Sistem beyefendi! Yapacak birşey yok”

“Parmağınızdaki alyans evli olduğunuzu bas bas bağırıyor, sizin eşiniz bu uygulamayı yapsa ne dersiniz kendisine?”

“Olay çıkarırım, ama sistem…”

“Pes diyorum pes”

Ayrı ayrı uçmayı kabul edip kalan prosedürleri bitiriyoruz. Sonuç olması gerektiği gibi oluyor tabii.

Eşimi ön tarafa yerleştirip ben arkaya geçiyorum. Son dakikada benim oturacağım üçlü sıradaki orta koltuğu boş bıraktırabildiğim için az da olsa rahatım. Orta koltuğun boş kalmasının keyfini yaşarım hiç olmazsa deyip teselli ediyorum kendimi.

Cam kenarında bir Hintli teyze ve ben koridor tarafındayım. Teyze de Allah için bir kelime ingilizce yok. Derdini anlatamıyor, ama kendi diliyle sürekli dua ediyor. İhtiyaç olduğunda kızılderili gibi el kol hareketleriyle anlaşıyoruz. Neyse, buna da çok şükür diyorum. Hatta hostesin uzattığı servis tepsisini, battaniyeyi falan kendisine ulaştırıyorum. Yardım etmek istiyorum.

Açıyorum kitabımı. On iki saatte “Kan ve Gül” ü bitirmeyi hedefliyorum. Gözlerim kapansa da buna niyetliyim. Bir iki saat okuyorum. Sonrasında uykuya daldığımı, kucağımda hareket eden bir çift ayağın darbesiyle aniden uyandığımda anlıyorum. Hemen gözümü açıyorum ve gördüğüme inanamıyorum.

Teyzem cam dibindeki kolçağa kafasını koymuş, uzatmış şalvarlı bacaklarını üzerime, oh gel keyfim gel. İşlemeli ve yöresel motiflerle dopdolu çoraplı ayaklarını da gösteri yapar gibi oynatıp duruyor bacaklarımın üzerinde.

“Kan ve Gül” ise yerde. Şaşkınım. Yaşça büyük bir hanıma bir iki iyi niyetli yardım yaptık diye mi acaba bu suistimal diye hızlıca düşünüyor ve hostes çağırma butonuna basıyorum.

“Ne yapacağım hanımefendi? Ne bu durum?”

“Efendim rahatsız olduğunuzu belli etmelisiniz bana göre”

Ne kokar ne bulaşır sorumluluk almayan kaçak bir yanıt.

“Tamam da sizin görev kapsamınızda böyle bir durumu çözmek yok mu?”

“Efendim THY sistem ve kuralları şunu der, bunu demez….” Başlıyor ezberindeki cümleleri sıralamaya.

“Hay sizin sisteminizi be….”

Diyemiyorum tabii ki.

İş başa düşüyor, başlıyorum hareketlenerek teyzeyi uyandırma çabalarına. Bir yandan da horultulu bir gevşeme hali var. İki ayağını birden yumuşak baldırlarıma uzatınca tam rahatlama moduna geçiveriyor. Rahatına diyecek yok.

Su döksem mi acaba biraz diye düşünüyorum. Yok, o olmaz diyorum.

En iyisi alayım ekran kulaklığını takayım kafasına ve açayım sesi sonuna kadar diyorum. Kablosu kısa oraya kadar uzanmaz bir de yandakiler bakar, “Ne yapıyor bu adam kadına ” derler deyip o seçeneği de eliyorum.

Farklı şöyle alımlı bir hanım olsa, işim kolay aslında diye hayal ediyorum.

Hemen eşime bir mesaj ve “bak kocan elden gidiyor” korkusunu işlerim diyorum. Sonra da doğal olarak ondan gelen bir taleple yer değişikliğine gidip paçayı kurtarmak çözümünü çok tutuyorum. Ancak bu çözüm bu teyze için geçerli olmaz, biliyorum. Hem davet etsem bu manzarayı görmesi için, eşimin diyeceğini çok iyi tahmin edebiliyorum.

“Murat biliyor musun vallahi sen cennetliksin, gurur duyuyorum seninle uzatıversin bacaklarını gariban ne olur ki?”

Sonra kararımı veriyorum. Sol dizimi önce kaldırıp biraz şöyle öne doğru iterken tam açıyı tutturmak için biraz oturduğum yerde kalçamı yukarı doğru dikmeye çalışıyorum. Hafif bir hareketlenme başlıyor. Sonunda bitirici darbeyi buluyorum.

Orta koltuğun iki kolçağını da havaya kaldırıp iki dizimle ileriye doğru bir salvo yapıp iki bacağı birden iki sıra arasına deviriveriyorum.

Teyzemin üst tarafı koltukta kalırken iki bacak boşlukta yerini alıyor ve bedeni artık hareketlenmeye başlıyor. Birkaç dakika sonra beklenen oluyor ve göz göze geliyoruz. Toparlanmaya başlıyor. Tüm yolculuk süresince öyle saatlerce oturuyor.

Mesafeli bir ilişkiyle yolculuğu sağ salim bitiriyoruz.

Sisteme bir yararı olmasa da nabza göre şerbet her ortamda gerekiyormuş.